Çakıl Mozaik (Podima) Zemin

 
 
    Hünkâr Köşkü Müzesi bahçe girişinde yer alan ve köşkün yapıldığı 1844 yılından kalma çakıl mozaikler siyah-beyaz renklerde, bazen düz, bazen de geometrik veya bitkisel motifler oluşturacak şekilde döşenmiştir. Bazılarında beyaz çakıl taşlı zemin, etrafı siyah taşlardan bir bordür ve zeminle çerçevelenerek, ortasına da beyaz taşlarla ana motif yerleştirilmiştir. Tam tersi uygulamalarda söz konusudur. Bu tarz mozaikleri, Osmanlı dönemine ait saray ve köşk yapılarında  görmek  mümkündür.

Geçmişte Çakıl Mozaik…

     Çakıl mozaik zemin taşlarının tarihteki ilk örneği M.Ö. 9 yüzyıl da Erken Phyrig (Frig) dönemi Gordion’unda(Yassıhöyük), büyük bir resmi bina ya da megaronun içerisinde bulunmuştur. Renkli çakıl taşlarının kullanıldığı zemin, geometrik desenlerle kaplanmıştır. Daha sonra sırasıyla Assos(Behramkale), Teos(Sığacık), Erythrai(Ildırı), Tarsus ve Bergama’da izine rastlanan çakıl mozaik, 18. yüzyıl başında deniz ve dere kıyılarında bol miktarda bulunan ve suyun yüzlerce yıllık aşındırması sonucu eliptik formlara dönüşen çakıl taşları kullanılarak Akdeniz mimarisinin vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmiştir. Dönemin yapılarında yoğun bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır.

     Değerinden hiçbir şey kaybetmeksizin günümüze kadar gelebilmiş olan çakıl mozaik, Podima döşeme, çakıl kakma, Rodos bezemesi, Karfato ve çivileme gibi isimlerle de anılmaktadır. Çakıl mozaik sanatında kullanılan taşların tamamı doğal form ve renklerde olup binlerce yıl önce olduğu gibi bugün de tek tek elle toplanıp tek tek elle dizilmektedir. Özellikle sıcak bir günün sonunda çakıl mozaik üzerine kova ile su döküldüğünde oluşan ani hava değişiminin insanı ferahlattığı eskiden beri bilinmektedir. Mozaik döşeme üzerinde çıplak ayakla yürünmesi halinde çakılın ayak tabanına yaptığı masaj ise Çin’de de binlerce yıldır uygulanan bir terapi tekniğidir. Ayrıca dolgu malzemesi olarak başka bir malzemenin olmaması, temizliğinin kolay olması kullanımındaki diğer önemli etkenlerdir.